ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ergenekon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2011 Cumartesi

Adnan Oktar sen ne ayaksın?

Ergenekon'un bu topraklar üzerindeki çalışma alanlarından bir tanesi de "din" konusu.
Cumhuriyetin ilanından itibaren bu konuda pek çok çalışma yaptılar. Kendi din adamlarını yetiştirip Diyanet İşleri Başkanlığına ve İlahiyat fakültelerine yerleştirdiler. Düşman oldukları cemaatlere ve tarikatlere alternatif olsun diye sahte cemaat ve tarikatler kurup, başına sahte şeyhler atadılar.

Bu çalışmaların meyvesini de 28 Şubat'ta almak istediler. "Din adamı lazımsa devlet yetiştirir, dini kitap lazımsa devlet zaten basar" gibi basit bir zihniyeti halka empoze etmek için Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriya Beyaz gibi modernist ve oryantalist bir kısım insanları televizyonlara çıkararak, lisan-ı hal ile "Her sakallıyı hoca sanmayın! Hoca istiyorsanız buyurun bu değerli hocaları dinleyin!" dediler.

İşin hoca kısmı hallolmuştu. Sırada, her sakallıyı hoca sanmamamız için bir çalışma gerekiyordu. Bunun için de Müslüm Gündüz, Ali Kalkavan ve niceleri piyasa sürüldü.

Kişileri de halleden Ergenekon için sırada cemaat ve tarikatler vardı. Çoğul eki kullandım fakat hedeflerinde sadece Fethullah Gülen ve Nur cemaati vardı. İnsanların bu cemaatlere meyletmemesi için de İskender Evrenesoğlu ve Ömer Öngüt cemaatlerini oluşturdular. (Bkz. İrticayla mücadele eylem planı) Bu cemaatler de tutmayınca has cemaatlere musallat oldular. İsmailağa'da şehit edilen iki hoca ve Cübbeli Ahmet Hoca'nın kaset haberleri bu tezi doğruluyor...

Bugünlerde yeniden ortaya çıkan Adnan Oktar bu iki zümreden hangisi? Ya da üçüncü bir ihtimal var mı?

Bana göre Adnan Oktar, tıpkı Zekeriya Beyaz gibi bir şahıs ama aynı zamanda Ömer Öngüt gibi bir cemaat.

Cemaati kuzu ve kedilerden oluştuğu için pek zararlı değil. Asıl tehlikeli olan kendisi...

Kadir Mısıroğlu bir programda Adnan Oktar için; "Ben merak ediyorum o ne zaman Mehdi olduğunu iddia edecek? Yanlışın da mevsimi mi olur?" demişti.

Yanlışın mevsimi olmadı ve Adnan Oktar Mehdi olduğunu iddia ederek bir kez daha ortaya çıktı. Etsin çok da önemli değil.

Kurduğu A9 tv sayesinde gerçek yüzü ortaya çıktı. Dindar insanları geçtim, dinle pek alakası olmayan seküler insanlar bile pek ciddiye almıyor. Kendilerini "Adnânî" olarak tanımlayan talebeleri de gerçekten kuzu gibi, sessiz sedasız öylece duruyorlar. Aman dursunlar...

Biz dönelim Adnan Oktar'a...

Adnan Oktar gerçekten çok akıllı bir politika izliyor. İnsanların sevdiği, değer verdiği kişilere, kurumlara, cemaatlere, tarikatlere ve partilere kesinlikle kötü söz söylemiyor, eleştirmiyor ve toz kondurmuyor. Çünkü bizim insanımızda öyle bir damar var ki, sevdiğimiz insana laf söyleyeni bir kalemde çizer atarız...

Adnan Oktar kurduğu televizyon kanalında mankenleri ve kızları karşısına oturtarak "Aç sineni ummanlar gibi olsun. Kucakla herkesi..." imajı vermek istiyor ama sine açmayı dekolte, kucaklamayı da gerçek manasıyla anlamış olacak ki işi biraz abartıyor...

Özellikle başını Altuğ Berker'in çektiği bir ekip, elinde kamerayla dolaşarak girebildikleri her yere girip Adnan Oktar'a yarayacak bilgi topluyorlar. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde yapılan sohbetlere (nasıl oluyorsa) girmeyi başarıyor ve sohbet arasında sohbeti yapan kişiye Mehdi hakkında sorular sorup, aldıkları cevabı Adnan Oktar'a mal ederek yayına veriyorlar. Çantacı Necmi, Üstad Bediüzzaman'ın talebeleri Said Özdemir, Mehmed Kırkıncı, Abdülkadir Badıllı vb. insanlara gittiklerini ben bizzat gördüm. Hatta Allah selamet versin Mehmed Kırkıncı Hocefendi'ye gidip Mehdi'yi sorduklarında, Hocaefendi kulakları da ağır işittiğinden asıl gayelerini ve kim olduklarını anlamayarak ve gelenleri Fethullah Gülen Hocaefendi'nin talebeleri zannederek "Ben Hocaefendi'yi çok severim, çok desteklerim" demişti. Onlar da fırsat bu fırsat "Hocaefendi" sözünü Adnan Oktar'ı övmüş gibi lanse ettiler.

Londra'da belediye otobüslerinin üzerine Adnan Oktar ve kitaplarının reklamının verildiğini, talebelerinin Pentagon'da Amerikan askerlerine seminer verdiğini haberlerde okumuştuk.

Bu ve bunun gibi bir çok organizasyonları mevcut. Peki ya kaynak?

Cemaat ve tarikatlerin kaynakları esnaf ve işadamları tarafından oluşuyor ve artık bunu kimse gizlemiyor.
Peki Adnan Oktar'ın etrafında kedi ve kuzulardan, Oktar Babuna ve onun gibi zengin çocuklarından başka kim var? Hadi zenginlerin çocukları kaynak oluşturuyor diyelim. Bunların sayısı kaç? Hadi bin kişi olsunlar ya da daha fazla...

A9 tv, bunca reklam, kitap, yurtdışı faaliyetleri bunların finansmanını sağlamak için bunlar yeterli olabilir mi?

Bu yapı gerçekten çok iyi araştırılmalı. İnsanların her geçen gün dalga geçtiği, eğlendiği bir yapının üzerine bu denli ciddi düşülmesinin altında nasıl bir sebep olabilir kavramak zor.

Hangi güç o Hahamları, Papazları o stüdyoya getiriyor? Buna kim izin veriyor? Pentagon'a ve Amerikan askerlerine ulaşmayı kim sağlıyor?

Hangi güç Şeyh Nazım Kıbrısi'nin bu adamı övmesini sağlıyor?

Hangi güç o gençleri onun etrafına topluyor? Birleştiricinin din olmadığı çok açık. Peki ne? Beşinci Şua'da geçtiği gibi "insanları etkileyen teşhirci bir manyetizma" olmasın?

Adnan Oktar veya onun talebelerini bir tehlike olarak görmüyorum. Bazıları Adnan Oktar'ın İslam'a zarar verdiğini düşünüyorlar. İslam zarar verilmesi kolay bir din olsaydı nazil olduğu yıllarda zarar görürdü. İslamiyet güneş gibidir Adnan Oktar'la sönmez...

Ben asıl tehlikeyi Adnan Oktar'ın arkasında, onu yönlendirenlerde görüyorum.

Er geç bu da ortaya çıkacaktır. Ümitvâr olalım...

10 Ekim 2011 Pazartesi

Babayı bekleyenler

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan askerlerin çocukları bir internet sitesi açmışlar; babamibekliyorum.com
Sitede samimiyetten öte duygu sömürüleri ve acındırma politikaları izlenmiş. İçeri alınan muvazzaf ve emekli askerler; tamamen vatansever, kahraman, "ne yapmışlarsa" vatan için yapan, "söz konusu vatan ise gerisi teferruattır" düsturunu şiar edinen babayiğitler olarak lanse edilmiş. Zaten sitede zırt pırt şu uyarıyla karşılaşıyorsunuz; "babamibekliyorum.com Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin uğradığı haksız suçlamalar sonucu tutuklu bulunan şerefli Türk Askerine destek amaçlı yapılmış bir web sitesidir."

Tamam bu eleştirimin farkına varınca hepinizin aklına aynı şey geliyor; hani nerede masumiyet karinesi?
Lakin zaten ben de suçludurlar demedim. Ha kaldı ki Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Çetin Doğan, Dursun Çiçek, Özden Örnek gibilerinin masum olduklarına da hiç inanmıyorum.

Haklı olarak baba özlemi içerisine düşen asker çocuklarının kurduğu bu siteyi görünce aklıma bir anda başka siteler geldi.
Misal ben de Güneydoğu'da hani şu "jitemci askerler" tarafından, "birilerinin babaları" vasıtasıyla suçsuz günahsız fail-i meçhullere kurban giden, asit kuyularına atılan, terör adı altında katledilen, oğlunun gözü önünde asker tarafından dayak yiyenlerin çocuklarıyla birlikte bir site kursam...

Adı da; "babamiistiyorum.com" olsa...

Ya da "namaz kılıyor, eşinin başörtüsü var" diye irtica adı altında "birilerinin babaları" vasıtasıyla ordudan ihraç edilen asker çocuklarıyla birlikte bir site kursam...

Adı da; "babamisinegeridonsun.com" olsa...

Bir tane de tamamen kendi egolarımı tatmin etmek için bir site kursam...

Onun adı da "azkaldibabalarageleceksiniz.com" olsa...

Efendim? Duyamadım? "Hani nerede masumiyet karinesi?" mi dediniz?

İyi tamam da hani nerede mağduriyet karinesi?

24 Eylül 2011 Cumartesi

Cübbeli Ahmet Hoca ve ekibi

Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü hoca ehl-i sünnete sıkı sıkıya bağlı, medrese eğitiminden geçmiş bir müderristir. Medyatik olana kadar hüsn-ü zan besliyordum. Fatih Altaylı'nın programında ilk gördüğümde “Eyvah! Fatih Altaylı'nın ağına düşmüş yazık!” dedim. Zira bilirim ki Altaylı son derece uyanıktır ve işin içinde çıkarı olmayacaksa bir hocayı ekranlara çıkarmaz.

Zira biz Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriya Beyaz ve İsmail Nacar gibi ağzından çıkan iki laftan birisinin “yalan efendim!” olan hocalara alışmıştık.
Sonra kuşkularımda haklı çıktım ve Fatih Altaylı'nın asıl maksadını anlamış oldum ama maalesef Cübbeli Ahmet Hoca anlamamış...

Programda Fatih Altaylı o kadar kahkahadan, reytingden sonra can alıcı sorusunu sordu; “Hocam Risale-i Nur. Yani nedir? Tefsir midir farklı bir şey midir nedir?
Cübbeli Ahmet Hoca da okuyup araştırmadan Risale-i Nur'u tenkit etti. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde görevli bir profesörün görüşlerini aktardı. Bediüzzaman diyormuş ki; “Yahudi ve Hıristiyanlar cennete girecek.”

Fatih Altaylı müthiş ortasını rakibe çarptırarak gole dönüştürmüştü ve amacına ulaşmıştı.
Cübbeli Ahmet Hoca'nın Risale-i Nur ile ilgili söylediği ehl-i necat konusu İmam Gazali'nin Faysalü't Tefrika adlı eserinde geçiyor. Yani Cübbeli Ahmet Hoca aslında Bediüzzaman'ı değil, İmam Gazali'yi tenkit etmiş oldu. Sonrasında Mehmed Paksu'nun gayretleriyle Cübbeli Ahmet Hoca hatasını anlamış ve Moral Fm'e çıkarak herkesten özür dilemiştir.

Sonrasında anladık ki Yahudi ve Hıristiyanların akibeti Cübbeli Ahmet Hoca'ya baya baya dert olmuş. Geceleri rüyasında bu konuyla alakalı rüyalar gördüğünü, “cehenneme gideceksiniz! cehennemliksiniz cehenneeem!” diyerek uyandığını düşünüyorum.

Cübbeli Ahmet Hoca Yiğit Bulut'un da konuğu oldu. Jöleli tıpkı Altaylı gibi gırgır şamatadan sonra 10 puanlık uzmanlık sorusunu sordu yani ortayı açtı; Hocam Fethullah Gülen için ne dersiniz?

Risale-i Nur konusunda menfi şeyler söyleyen Cübbeli Ahmet Hoca bu sefer kendi kalesine gol atmadı ve topu ceza sahasından uzaklaştırarak gayet müspet şeyler söyledi; “Ehl-i Sünnete bağlı âlim bir hocadır...

Fakat çok enteresan bir çelişkiyi paylaşmak istiyorum. Cübbeli Ahmet Hoca Yahudi ve Hıristiyanların akibeti konusunda söylediği her sözü Dinlerarası Diyaloğa dayandırıp, diyalogçulara verip veriştiriyor ve “Dinlerarası Diyalog ehl-i sünnete ters, kafir işi bir icraattir” diyerek binlerce insanı tekfir ediyor. Benim anlamadığım şu; herkes biliyor ki Türkiye'de ve dünyada Dinlerarası Diyaloğu Fethullah Gülen Hocaefendi başlatmıştır ve yapılan bütün icraatleri halen desteklemektedir. Her fırsatta Samanyolu tv ve Zaman gazetesine çatan Cübbeli Ahmet Hoca, söz konusu Fethullah Gülen Hocaefendi olunca neden konuşamıyor da övüyor? Yoksa Hocaefendi'den korkuyor mu? Âlim korkar mı yahu?

Sadece Hocaefendi de değil Hüseyin Gülerce'den bile korkuyor. Yiğit Bulut'un programında Zaman gazetesinde çıkan bir haberi tenkit ediyordu. Habere göre Urfa'da bir camide Hıristiyan bir erkek ve Müslüman bir kadının nikahı kıyılmış. Nikahın ardından bizim Hıristiyan enişte “hem Hıristiyanım hem de Müslümanım” demiş. Cübbeli Ahmet Hoca da habere göre hüküm vererek insanları tekfir ediyordu. Derken yayına Hüseyin Gülerce bağlandı. Jöleli, Gülerce'nin bağlandığını söyleyince Cübbeli Ahmet Hoca'nın rengi attı. Hüseyin Gülerce habere konu olan olayın aslını, Hıristiyan erkeğin kelime-i şehadet getirerek Müslüman olduğunu söyledi. Cübbeli Ahmet Hoca hem hüm kem küm etti ama nafile...

Cübbeli Ahmet Hoca Dinlerarası Diyalog konusundan vakit buldukça diğer hocalara reddiye yazmaktadır. Bu iş de tıpkı diğerleri gibi ona büyük bir haz veriyor olmalı. Mustafa İslamoğlu, Adnan Oktar, Abdülaziz Bayındır, Hayreddin Karaman, Süleyman Ateş başlıca uğraşları. Bunun yanı sıra Ahmed Şahin ve Hekimoğlu İsmail'e de ara sıra dokundurur.
Gördüğünüz gibi tam bir “ben tek siz hepiniz!” vakası...

Tabi ki Cübbeli Ahmet Hoca bu mücadeleyi tek başına vermiyor. Cemaati içerisinde kendisini bu gereksiz işe adamış bir çok insanla el ele verip çalışıyor. Fakat bu ekip, 28 Şubat'ın kaset furyasında olduğu gibi montaj işinde ustalaşmış. Görüntüleri kesip, kişilerin konuşmalarını “küfür” formatı içerisine sokarak Facebook gibi sosyal iletişim ağlarından insanlara ulaştırıyor.

Bir örnek vereyim; Cübbeli Ahmet Hoca camide verdiği bir vaazda Samanyolu Tv'de yayınlanan bir dizide Yahudi ve Hıristiyanların cennete gideceğinin söylendiğini anlatmıştı. Bunu anlatırken de; “dansöz seyretsen günahkar olursun, bunları seyretsen gavur olursun. İslami gibi geçinip ne zehirler yutturuyorlar” diyerek tekfirde depara kalkmıştır. Akabinde ekibi bu diziyi bulup, dizide geçen o bölümü keserek sosyal iletişim ağlarına eklediler ve bu böyle aylarca sürdü.

İş artık sıkıntılı bir hal almış olacak ki, böyle gereksiz işlerle uğraşmamayı şiar edinmiş Samanyolu grubu yazılı bir açıklama yaparak Cübbeli Ahmet Hoca'yı yine tekzip etti.
Bahsi geçen dizi “Hakkını Helal Et” dizisidir. Dizinin 12. bölümünde gayrimüslim olan Agop'un İslamı seçmesi işlenmiştir. Montajlanan ve kesilen kısmında ise dizi karakteri “Allah yapılan iyilikleri karşılıksız bırakmaz” diyor. Yorum yapmama gerek var mı?

Ben Cübbeli Ahmet Hoca'nın oturup da Stv dizileri izlediğini, Zaman gazetesi okuduğunu düşünmüyorum. Sadece bunlar değil, reddiye yazdığı hocaların hiç birisini takip ettiğini düşünmüyorum. Hoca'ya bunca materyali getiren onun ekibi olmalı. Peki kim bu ekip? İşte asıl araştırılması gereken bu. İrticayla mücadele eylem planında “Gülen cemaatine karşı kullanılmalı” denilen Ömer Öngüt cemaati de tıpkı Cübbeli'nin ekibi gibi çalışıyordu. Ben bu işin de içinde ciddi ciddi Ergenekon'un olduğunu düşünüyorum. İsmailağa cemaatindeki iki âlimin camide katledilmesi ve Cübbeli Ahmet Hoca'nın kaseti de bu tezimi güçlendiriyor.

Cübbeli Ahmet Hoca Ergenekon'a çalışıyor” falan demiyorum. Öyle bir şeyi ima bile etmiyorum. Lakin çağı doğru okumayan Hoca'nın düşmanını da rahatça sezebileceğine hiç ama hiç ihtimal vermiyorum. Bu yüzden bilerek olmasa da bilmeyerek, dolaylı yoldan Ergenekon'a hizmet ettiğini düşünüyorum. İnşaallah gerçekleri görür ve kendisine çeki düzen verir.

Yazımı bir ayet ve bir hadisle bitiriyorum;

Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (Hücurat; 6)
Bir kimse (mümin) kardeşine kâfir dese, bu küfür ikisinden birine döner. Eğer bunu diyen doğru demişse -zaten öyledir-, eğer dediği doğru değilse, bu küfür ona, söyleyene döner.” (Buharî, Edeb, 73; Müslim, İman, 111)

21 Ocak 2010 Perşembe

Alın size balyoz!

Bir balyozdur gidiyor memlekette...
Bombalamalar, jetler, fişlemeler falan filan...
Hasta ruhlu insanların uydurduğu saçma sapan haberlere inanmayın.

Gelin ben size gerçek balyozu anlatayım.

Tarih 18 Ekim 2006...
Başbakan makam aracında unutuldu.
Alışverişe çıkan dalgın annelerin çocuğunu arabada unutması gibi unutuldu işte.
Unutulunca da klostrofobi ve monofobisi azmış olmalı ki baygınlık geçirdi.
Korumaların eli ayağı birbirine dolaşmıştı. (kendilerinin soğukkanlılığını da görmüş olduk)
İşte o an!
Genelkurmay mı gönderdi nerden geldiyse bir balyoz çıktı ortaya.
Bir korumanın eline sıkıştırıldı ve "vur yiğidim!" dediler.
Koruma vurdu, vurdu, vurdu ve camı kırıp Başbakanı kurtardı.
Aman Allah'ım ne kadar heyecanlıydı!

Peki asıl kahraman olan "balyoz" depoya mı atıldı?
Özelleştirilip inşaat malzemeleri satan bir firmaya mı satıldı?
Hayır!
Akp Bingöl milletvekili Feyzi Berdibek satın aldı.
Hatıra olarak canım...

Velhasıl kelam balyoz malyoz yok!
İşte görüp göreceğiniz tek balyoz...

Sen de mi Brütüs?

Ne güzel uslu uslu sanatını yapıyordun. Herkesin takdirini alıyor, "büyük sanatçı be!" övgülerine mazhar oluyordun.
Geçen gün de çıktın;
"6 yaşındayken bir arkadaşımı kaybettim ve o günden sonra Allah'a olan inancımı kaybettim. Allah bir çocuktan ne ister ki?" türünden bir açıklama yaptın.

Bugün ne yaptın peki?
Sabahın köründe kalkmışsın, o paranoyak, o yandaş, o şeriatçı Taraf gazetesi tayfasıyla adliyeye gidip Balyoz imalatında adı geçenler hakkında suç duyurusunda bulunmuşsun. O da yetmiyormuş gibi basın açıklaması yapmışsın.

Oldu mu şimdi?
Yakıştı mı sana?
Sen ki muhafazakar bir toplumda cesurca ateist olduğunu açıklamış aydın (hoş bu saatten sonra aydın sıfatını da kaybettin) bir sanatçısın.
Senin gibi bir ateist nasıl olur da Allah için, din için onlarca suikast düzenleyen bir tayfayla ortak hareket eder?
Hiç yakıştıramadım cık cık cık...

20 Ocak 2010 Çarşamba

X, Y, Z ve Ağca

Şimdi kısaca özetleyecek olursak;

X = İtalya'nın kamusal ve kurumsal efelerinin oluşturmuş olduğu, sayısız (sayılı aslında 4298) terör olaylarına imza atmış Gladio terör örgütü. (GTÖ bu adı ben verdim arak diil!)

Y = İnsanın yanından geçmeye korktuğu, çevresi yüksek duvarlarla kaplı, içinde ne olup bittiğini kimsenin bilmediği, Gladio'nun hakimiyetinin olduğu bir devlet içinde kurulmuş bir devlet. Nâm-ı değer Vatikan...

Z = O da bizim ETÖ işte...

Ne demişti Rakel Dink;
"Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27 olsun, katil kim olursa olsun bir zamanlar bebek olduğunu da biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratmayı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim."

Bir bebekten bir katil yaratan karanlığın kurucuları Z'yi oluşturup, bir zamanlar bebek olan Ağca gibi gençlerin beline silahı verip, "koçum! heheyt aslana bakın hele! al bu silahı aslanım devletin sana ihtiyacı var" diyerekten, kardeşi kardeşe vurdurmuş, önemli insanları o bebeklere öldürtmüş ve ülkeyi kaoslardan kaoslara itelemiştir.
Z'yi burada X desteklemiştir.
X memleketinde adam bulamamış gibi, Z'nin adamlarını kullanıp Y'yi vurarak kendi ülkesini kaosa sürüklemiştir.
X tasfiye edilmiştir, darısı Z'nin başına...
Y mi?
O kendi halinde takılsın elleşmen.

The tonight show with Uğur Dündar

Uğur Dündar abimiz bugün üstün gazetecilik yeteneklerini kullanarak, "Balyoz" darbe planını hazırladığı iddia edilen Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ı ana haber bülteninde konuk etti.
Öyle sorular sordu ki akıl sır erdiremen...
Ben hayatımda bu kadar köşeye sıkıştırıcı, kurnaz, sinsi, amansız, cevaplanması zor sorular soran ikinci bir gazeteci görmedim. Hatta ikinci bir gazeteciyi de yanına alıp çapraz sorguya çekseydi bile bu kadar başarılı olamazdı.
Çetin Doğan'ın bu kadar terlediğini de daha önce hiç görmemiştim. (hakikaten de görmedim he)
Yıllarca insanlara güven aşılayıp sonra biriktirdiği bonusları kullanan Uğur Dündar abimiz ne yaptı öyle? Böylesini ne Ali Kırca, ne Reha Muhtar ne de Birand yapabilir...
Oraya buraya gitmeye gerek yok! İşte karşınızda birinci ağız! Size iddiaları bütün içtenliğiyle cevaplayacaktır!

- sayın doğan fatih camisini bombalayacak mıydınız?
- olur mu öyle şey efendim! bunlar hasta ruhlu insanların ortaya attığı yalanlardır!
- harbiden yapmıycak mıydın ya?
- yok yahu olur mu öyle şey?
- peki jet uçağı düşürecek miydiniz?
- efendim böyle birşey olabilir mi!?
- ya ne bilim hani böyle içkiyi fazla kaçırıp düşünmüş olabilirsiniz?
- yok efendim bunlar ne biçim iddialar?
- ya iyice bi düşün?
- bakın efendim ben böyle böyle böyle bi komutandım. beni askerlerime sorun...
- (yüzünde idrar torbası full olan bir insanın işediğindeki rahatlık ve mutluluk:)
- bakın efendim ben maya dergisinde yazılar yazıyorum (reklamlar) orda yazdıklarım zoruna gitti bunların o yüzden böyle iftira atıyolar!
- ya paşam biliyom yapmadığını da işte ben tarafsız bi gazeteciyim ya o yüzden sormak zorundayım bunları :)
- tabi sayın dündar. ben sizin tarafsız, objektif, şöyle böyle bi gazeteci olduğunuzu bildiğim için kabul ettim. yoksa beni ne yandaş doktorlar ne gerici mühendisler canlı yayına çıkartmak istedi de ben gitmedim.
- yardır paşam!
- eyvallah uğurum. başın sıkışırsa dara çetin paşanı ara ;)

14 Ağustos 2009 Cuma

Darwin haklı galiba!

Bu adamlar evrimleşiyor. Ama beyin olarak...

Hani demiştik ya, "eskilerin solcuları şimdilerin Ergenekoncuları oldu" diye, şimdi de malum Kürt açılımıyla da görmüş olduk ki, eskilerin solcuları şimdilerin faşoları olmuş. Zamanında "Yaşasın halkların kardeşliği" diye bağıranlar, her fırsatta merhum Deniz Gezmiş'in idam sehpasında söylediği "Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği" diye nara atanlar şimdileri en kafatasçı faşistle aynı şeyleri düşünüyorlar.. İmkan olursa aynı saflarda da yer alacaklardır hiç şüphemiz yok.
Bu arkadaşlar yıllarca böyle bağırdılar. Faşistlerin Kürtlerle ilgili düşüncelerini de hep eleştirdiler. Hatta hakarete varırcasına aşağıladılar o insanları. Ama hiç bir zaman bir plan üretemediler bu konuyla ilgili.
Hep yapılan planları eleştirdiler. Zira bu arkadaşlar tarihinde hiçbir zaman iktidar olamadılar ki plan üretip uygulamaya koysunlar. Onlar hep eleştirdiler ama onu da beceremediler.
Çözüm çözüm derken biz çözdük bu adamları. Bu arkadaşlar "aklını cebine koy" politikasıyla iş yürütüyorlar.
Dinlemez, duymaz, görmez nato mermer nato kafa...
"Akp mi yapmış? Akp mi düşünmüş? O zaman işe yaramaz, geç." dediler, muhalefet etmeyi bile beceremediler.

Evet, bu ülkede bazı olgular evrimleşiyor. Dünya tersine dönmedi ama bazı kavramlar tersine döndü. Çağdaşlık, demokrasi, AB, insan hakları, azınlıklar, kültürel haklar gibi solun savunduğu değerleri öne çıkaran sağcı; milliyetçi refleksleri öne çıkanlar ise solcu oldu bu memlekette. Dünyanın hangi ülkesinde böyle bir gariplik var acaba?

Yazımı Zülfü Livaneli'nin sözleriyle bitiriyorum;

"Bugün Türkiye "fikir mi önemli, yoksa söyleyen mi" sorusuna cevap vermeye uğraşıyor. Yıllardır savunduğunuz fikirleri bir gün karşıtınız söylediğinde ne yapacaksınız? Bugün yaptıklarınızı mı?

Temel fikirlerinizden vazgeçecek misiniz? Yoksa karşıtınıza "bu söylediklerin doğru" mu diyeceksiniz? O mertliktir, mertlik de sizde yoktur.

Gerçek solun bu ülkede yıllardır savunduğu, uğruna bedel ödediği kavramları bugünün iktidarı dile getirdiğinde onlara karşı mı çıkılır, yoksa o kavramları dile getiren tutum desteklenir mi?

Esas soru bu.

Omurgalı bir insan olmanın gereği nedir?

Kimin söylediğine bakmadan doğru açılımları desteklemek mi yoksa giderek dünyaya kapanan, Mustafa Kemal'in devrimciliğinden ve "evrenselleşme" idealinden ayrılıp garip bir tutuculuk içinde kıvranan eski takımlara "bizdendir!" diye göz yummak mı?

AKP'nin karşı çıktığımız ve çıkmaya devam edeceğimiz birçok temel politikası var ama bu durum, her söylediğine gözü kapalı itiraz etmeyi gerektirir mi?

Siyah-beyaz bir dünyada mücadele kolay ama bu karmaşık durumda gelecek kuşaklar için doğru tavır almak epey zor değil mi?"

Aferin! Böyle devam edin. Gün gelir Akp, Afrikalı kara incilere ülkenin kapısını açarsa; o zaman da faşist damarınız tutar ve zenci düşmanı olursunuz siz. Yaparsınız bunu!