Merhum ve mağfur Osman Yüksel Serdengeçti "Gülünç Hakîkâtler" kitabında, Atatürk'ün yakın korumasından dinlediği bir hatırayı (aynı hatırayı merhum Ahmet Kabaklı da "Temellerin Duruşması" kitabında paylaşmıştır) nakleder;
"Bir gün Atatürk, yakın "çevresi"yle yine o meşhur âlemlerinden birini yaşıyor, yaşatıyor. Salona büyük bir masa kurulmuş. Ata hem içiyor, hem konuşuyor. Bir aralık duruyor ve etrafındakilere;
- "Söyleyin bakalım, bu millet ben öldükten sonra hakkımda ne diyecek?" diye soruyor.
Hâzirûn sıra ile sorguya çekiliyor. Kimi müncî (kurtarıcı, Mehdi), kimi dâhî, kimi ilah, kimi peygamber, kimi bu milleti ve vatanı yoktan var eden insan diyor.
Atatürk gülüyor ve;
- Hayır hiçbiriniz bilemediniz. Bakın ne diyecekler ben size söyleyeyim; "Aslında Atatürk iyi bir insandı ama "çevresi"ni öyle pu.t, öyle peze..nk öyle dalkavuk adamlar sardı ki, memlekete daha çok hizmetler yapmasına mâni oldular." (Acaba masada jöleli birisi var mıydı?)
Atatürk'ün bu sözünden sonra masadakiler bir anda ayağa fırlayıp, kahkahalarla "Bravo Paşam çok doğru söylediniz." diye alkış patlatmışlar. Atatürk de zevke gelip öyle bir gülmüş ki, kadehini yere fırlatmış."
Bu klasik ve kalıplaşmış söz, son zamanlarda daha fazla sarf edilmeye başlandı. En çok da; "Başbakan iyi de çevresi kötü" ile "Fethullah Gülen iyi de çevresi kötü" kapışıyor.
Farz edelim ki Fethullah Gülen'in çevresi kötü; istediği emniyet ve yargı mensubunu istediği gibi kızağa çeken, istediği zaman görevden alan, istediği kişilerin kurtulabilmesi ve zarar görmemesi için bir gecede kanun değiştirip kanun çıkartan, istediği köşe yazarı ve gazetecinin işine son verilmesi için talimat yağdıran, istediği zaman istediği kadar insanı sokaklara dökebilecek bir güçle muhataplarını tehdit eden, %50'sini evinde zor tuttuğunu ifade eden, arkasında onlarca gazete ve televizyon gücü olan bir iradenin karşısında bu kötü çevre ne yapabilir ki? Neden bu kadar korkuyorsunuz bu çevreden anlamış değilim...
Peki aynı soruyu şimdi biz soralım;
Ya Başbakan'ın çevresi kötüyse?
başbakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başbakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Ağustos 2013 Çarşamba
28 Temmuz 2013 Pazar
Tencere-tava ve Komşuluk
Menkıbe kitaplarında İmâm-ı Âzam'a atfedilen şöyle bir hikaye anlatılır; İmâm-ı Âzam'ın yaşadığı mahallede her gün içip, bağırarak insanları rahatsız eden bir genç varmış. İmam bu genci her duyduğunda sabreder ve ona dua edermiş. Aradan bir kaç gün geçiyor ve gencin sesi duyulmuyor. Genci merak eden İmam, eşine soruyor ve "İnsanları rahatsız ettiği için zindana atıldı cezasını çekiyor" cevabını alıyor. İmam bu durum karşısında rahat edemiyor ve evinden çıkıp zindana gidiyor. İdarecilerle görüşerek gencin keffaret bedeli olan ücreti veriyor ve genci zindandan kurtarıyor. Genç yolda dayanamayıp soruyor; "Ben sürekli içip sizleri rahatsız ediyordum, bunu da hakettim. Neden beni kurtardın?" İmâm-ı Âzam'ın cevabı bir ders ve bir ölçü niteliğindedir; "Efendimiz (s.a.s) komşuluk haklarını öyle bir anlatmış ki, vallâhi seni buradan kurtarmasaydım cehenneme gideceğimden endişe duyardım. Bana hakkını helâl et!" Genç bu durumdan öyle etkileniyor ki, bir daha İmam'ın yanından ayrılmıyor. Ve insanları rahatsız o genç bir süre sonra edeb ve hayâ timsali bir insan oluyor.
Gezi olaylarıyla birlikte bazı komşularımız her akşam tencere-tava çalarak hükümeti protesto, diğer komşularını da rahatsız ettiler. Neyse ki geçti gitti...
Geçen gün Başbakan bir iftar programında yaptığı konuşmada "Tencere-tavacıları yargıya şikayet edin" diyordu. Bu söylem toplumu ayrıştırıp bölmekten başka neye yarar? Ben her gün yüz yüze baktığım insanları yargıya şikayet edip ceza aldırsam ne olacak? Ben ne kazanacağım onlar ne kaybedecek? "Onlar bilmiyorlar" diyen Peygamber feraseti nerede, toplumu ayrıştıran bir lider nerede?
Geçenlerde bir ağabeyim anlattı; tencere-tava çalarak günlerce bizi rahatsız eden komşusu, çocuğunu hizmetin okuluna kaydettirmiş. Belki daha niceleri bu yanlışın farkına varıp da pişman olacak... Öyle ya kalpler Allah'ın elinde. Yeter ki biz usül ve üsluba dikkat edelim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
