usame bin laden ladin amerika cihad el kaide israil afganistan türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
usame bin laden ladin amerika cihad el kaide israil afganistan türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2011 Salı

Usame Bin Laden'i sevmek

“Gerçekten var mıydı yoksa hayal ürünü müydü? Amerika'nın figüranı mıydı?” türünden komplo teorilerine hiç girmeyeceğim. “Vardı, Müslümandı ve bütün eylemleri o yaptırdı” üzerinden hareket edeceğim;

İslam dininde hiçbir Müslüman, ülkesi işgal edildi veya hürriyeti elinden alındı diye tek başına savaş ilan edip, masum insanları hedef alamaz. İslam'da harp; ülke çapında, bütün bir milletin organizasyonu ile ve ancak belli kurallara bağlı kalarak gerçekleştirilebilir. Hiç kimse, kafasına estiği gibi, ulu orta, dinin koyduğu esas ve disiplinlere muhalif bir şekilde bir mücadele şekli ortaya koyamaz. Bu olsa olsa günümüz ulusalcılarının, hükümete karşı halkı kışkırtmak için kullandıkları Mustafa Kemal'in (olmayan) Bursa nutkundan alınan bir fetvadır.

El Kaide örgütünün yaptığı eylemlerin büyük bir çoğunluğu intihar saldırılarıydı. İntihar saldırısında kimin öleceğini seçmek mümkün değildir. Afganistan'a gelen Amerikan kuvvetleriyle çatışmak, yoldan geçen Amerikan araçlarını bombalamak, askerlerini öldürmek kabul edilebilir olsa da, bir metroda veyahut şehrin göbeğinde şuursuzca bomba patlatmak asla kabul edilemez.

Bediüzzaman hazretleri Uhuvvet Risalesi adlı eserinde der ki;

“Nasıl ki, sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz mâsum ile bir câni var. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. Hattâ birtek mâsum, dokuz câni olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz.”

“11 Eylül saldırılarının olduğu gün Dünya Ticaret Merkezi kulelerinde hiç masum insan yoktu, bir tane bile Müslüman yoktu” diyebilir misiniz? İşte Usame bin Laden kanun-u adaleti ve Müslüman'ın temsil vazifesini ayaklar altına alarak İslamofobi'yi körüklemiştir.

İslam'ın 3 veya 4. senesinde Ebu Zerr (r.a) Efendimiz'le (sav) tanışıp Müslüman oldu. O aşk ve şevkle “Çıkıp bunu haykırmam lazım” dedi ve Kabe'ye koştu. Beytullah'ın duvarının dibinde dikildi ve “Lâ ilahe illallah” diye haykırdı. O gün Mekke'de gücü elinde bulunduran müşrikler Ebu Zerr'i dövdüler, Hz. Abbas (r.a) kurtardı. Ertesi gün yine aynısını yaptı yine dövdüler ve yine Hz. Abbas kurtardı. 3. gün yine aynı şey olunca Efendimiz (sav) Ebu Zerr'i karşısına aldı; “Ya Eba Zerr! Senin durumun Müslümanlığın şuanki haline müsait değil. Sen Gıfar oymağına git, bizim zühur ettiğimizi duyunca gelirsin. O güne kadar sen zarar vereceksin bize.” dedi.

Fethullah Gülen Hocaefendi bu hususu destanlaştırırken şöyle devam ediyor; “Yumurtalarımızı kıracaksın! Palazlanmaya yüz tutmuş civcivlerimizi öldüreceksin! Asırlardan beri atılan tohumların ve ruşeymlerin kurumasına sebebiyet vereceksin! Dolu yüklü bulutları tahrik edeceksin! Ümmet-i Muhammed'in doluya tutulmasına sebebiyet vereceksin! Senin durumun müsait değil bu işe! 6. sene aynı şeyi Hz. Ömer (r.a) yapıyor. Ebu Zerr ile aynı saldırılara maruz kalınca Efendimiz'in huzuruna geliyor ve 'Ya Resulallah yol bu değil!' diyor ve hicret etmek zorunda kalıyor. Resul-i Ekrem'in yolu bu...”

Usame bin Laden'i Ebu Zerr ve Hz. Ömer ile aynı kefeye koymaktan Allah'a sığınırım. Değil Ebu Zerr ve Hz. Ömer, Çeçenistan'ın efsane mücahidleri Şamil Basayev ve Cahar Dudayev'le bile aynı kefeye koymaktan Allah'a sığınırım. Demek istediğim şu ki; Bu adam yumurtalarımızı kırmıştır. Palazlanmaya yüz tutan civcivlerimizi öldürmüştür. Asırlardan beri atılan tohumların ve ruşeymlerin kurumasına sebebiyet vermiştir. Dolu yüklü bulutları tahrik etmiş, ümmet-i Muhammed'in doluya tutulmasına neden olmuştur. Hakkı yoktu buna...

Gelelim Usame bin Laden'i sevip destekleyen çakma mücahidlere;

Çakmalıkları bir yana dursun aynı zamanda klavye mücahidleridir. Oturdukları yerden memleket kurtarır, Amerika'yı yıkar yerine İslam devleti kurabilir, aynı zamanda Laden'i şehit ilan edebilirler. Çok severler fakat hiç de destek vermezler Laden'e... Biz yine de laissez faire, laissez passer (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) diyoruz kendilerine.

Bu arkadaşlarımız aynı zamanda düz mantıkta çığır açarak; “Usame bin Laden'i sevmemek, Amerika'yı sevmek ve desteklemektir” tezini savunmaktadırlar.

Usame bin Laden'i sevmemek, Amerika'yı sevmek ve desteklemek değildir. Bir insan Usame bin Laden'i sevmeyip aynı zamanda Amerika'dan da nefret edebilir. Çünkü Amerika ve İsrail gibi ülkelerin yaptığı zulümler eşyanın tabiatıdır ve küfrün iktizasıdır. Ateş yanar, su donar, Amerika ve İsrail zulmeder. Köpeğe “neden havlıyorsun?” diye sormak saçmalıktan başka bir şey değildir.

Bediüzzaman hazretleri der ki;

“İ'lem eyyühe'l-aziz! (Ey aziz kardeşim bil ki!) Kâfirlerin müslümanlara ve ehl-i Kur'ân'a düşman olmaları, küfrün iktizâsındandır. Çünkü, küfür imana zıttır. Maahaza, Kur'ân, kâfirleri ve âbâ ve ecdatlarını idam-ı ebediyle mahkûm etmiştir.”

Peki Usame bin Laden'in yaptıkları neyin iktizasındandır?

Usame bin Laden imanlı gittiyse Allah affetsin.

Sözlerimi, söz Üstad'ının “sözler”iyle bitiriyorum;

“Her Müslim'in her vasfı Müslim olmak vacip iken, haricen her dem vâki', sabit değildir.

Öyle de, her kâfirin her vasfı kâfir olmak, küfründen neşet etmek yine lâzım değildir.

Her fâsıkın her vasfı fâsık olmak, fıskından neşet etmek, öyle de, her dem sabit değildir.

Demek bir kâfirin Müslim olan bir vasfı, Müslim'deki lâmeşrû vasfına galip olur. Bilvâsıta, o kâfir dahi ona galiptir.

Hem, dünyada hayatın hakkı şâmil ve âmmdır. O rahmet-i âmmenin bir cilve-i mânidar, onun bir sırr-ı hikmeti var; küfür mâni değildir.”